sinirlar (iki)

tesvikiye’de tam karakolun karsi kosesindeki bakkala girdim gecen gun su almak icin. bakkal sahibi kadin ve esmer, genc bir adam hararetli muhabbetteydiler. bir turlu elli kurusumu verip siyrilamamaktan, kulak misafiri oldum bitene kadar. genc, saclari biryantinli gibi, uzerinde beyaz gomlek, siyah pantalon, buralarda bir lokantanin yahut kuaforun calisani oldugu izlenimini veriyor. askerden yeni donmus, guneydogudan.

“hepsi politik,” diyor. saniyorum ki bu cumlenin devaminda, sorunlari devlet yaratiyor, insanlara biraksan anlasacaklar turunde bir arguman gelecek. oyle olmuyor.

“hepsi politik! arazideyiz bir gun, 100 metre ilerimizden elini kolunu sallaya sallaya teroristler geciyor, komutan ates emri vermiyor. yasak vurmamiz.”

siddet dokuluyor dudaklarindan adamin, ve her sefer oldugu gibi urperiyorum. diyorum bakkalci teyze de urperir heralde.

“halbuki izin verseler, oracikta oldurup bitireceksiniz isi!” diyor o da.

hic urpermiyor. terorist diye adlandirilmis birinin yasam hakkini savunmam, yahut oldurulmesi istegine tepki duymam garip gelebilir. hatta belki yurek acim olmadigindan boyle bir konuma rahatlikla oturabiliyorum. ve belki bu rahat konumdan yorum yapmamak lazimmis gibi de gelebilir bazen.

ama zaten yorum yapmakta zorlaniyorum ben de. terorist adini kim koymus, nasil karar vermis neyin terorizm, neyin mesru olduguna. ote yandan da, bir insan bu kadar hiddetle, bu denli fanatik bir sekilde, gozunu bile kirpmadan siddeti savunabiliyorsa, var midir bir sebebi. yoksa her durumda siddete karsi gelebilmek midir aslolan. yildirim turker, rojin canan akin ve funda danisman’in roportaj kitabi bildigin gibi degil‘e yazdigi sunusta, korucu olmayi reddettigi icin koyu yakilan ve goce zorlanan bir koylunun, neden korucu olmayi kabul etmedigi soruldugunda verdigi su cevaba yer vermis: “korucu olmak silah kusanmak demek. adam oldurmek demek. ben sinegi olduremem.” bunu diyebilen koylu, bu kadar icindeyken olaylarin, acinin, biz bolunmesi korkusuyla tir tir titredigimiz ulkemizin dogusundan o kadar uzagiz ki sanki istanbul’da, ve bilakis tesvikiye’de, herhalde diyorum, konusmasini dinlediklerim de en az benim kadar cahildirler. ve en korkutucusu da zaten, cehaletin dogurdugu siddet susuzlugu. gene ayni kitabin, yazarlarin yazdigi onsozune epigraf olarak zizek’ten bir alinti yerlestirilmis: “hikayelerini bilmediklerimizdir en cok dusman olduklarimiz.”

siddet kutuplasmaya ve daha cok siddete yol aciyor elbet. kitapta roportaj yapilan genclerden olan avrehan, ogretmenlik formasyonunu almis ama sadece dogu ve guneydogu’da gorev yapmak, sadece bu bolgelerdeki cocuklara hizmet sunmak istiyor. “ben sinirlari olan biriyim, sinir benim icin onemli,” diyerek acikliyor bu tercihini. gecenlerde ulkelerin vize iliskileriyle ilgili bir sohbet sirasinda, ‘acaba dunyada hic sinirlar olmasa, ne olurdu?’ diyecek oldum, yanimda oturan arkadasim da sanki hazirlanmis, boyle bir ani bekliyormus gibi hic duraksamadan su sarkiyla girdi, guldururekten safligimi yuzume vurur gibi.

sinirsiz bir dunya hayal etmek cok zor da, oyle bir sey ister bir halimiz var mi zaten?

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s